
Şikâyet enerjisi, görünmez bir girdap gibidir. İçine girdikçe insanı aşağı çeker. Çünkü zihin, odaklandığı şeyi büyütür. Sürekli eksiğe, yanlışa, haksızlığa ve olumsuzluğa bakan bir zihin, zamanla hayatın içinde var olan güzellikleri seçemez hâle gelir. Bir süre sonra kişi sadece şikâyet ettiği olayları değil, kendisini de tüketmeye başlar.
En ilginç tarafı ise şudur: Şikâyet, çoğu zaman hiçbir şeyi değiştirmez. Sadece insanın enerjisini tüketir.
Bir düşünün… Gün içinde kaç cümlemiz “Ama…”, “Keşke…”, “Neden hep ben?”, “Bu ülkede…”, “Bu insanlar…” diye başlıyor? Her tekrar, zihinde yeni bir iz oluşturuyor. Farkında olmadan beynimize, hayatın zor, insanların kötü, çözümlerin imkânsız olduğu mesajını veriyoruz. Sonra da neden bu kadar yorgun, umutsuz ve mutsuz hissettiğimizi anlamaya çalışıyoruz.
Oysa zihin dönüşüm çalışmalarında en önemli farkındalıklardan biri şudur: Enerji, dikkatimizin gittiği yere akar.
Sorunu sürekli konuşursanız sorun büyür. Çözümü konuşursanız hareket başlar.
Bu, gerçekleri inkâr etmek değildir. Polyannacılık hiç değildir. Tam tersine, olanı olduğu gibi görebilme cesaretidir. Çünkü kabul etmek, pes etmek değildir; direnmeyi bırakmaktır. Direnç azaldığında ise zihnin çözüm üreten tarafı devreye girer.
Hayatımda bunun sayısız örneğine tanıklık ettim. Zihin dönüşüm çalışmalarına başlayan insanların ilk fark ettiği şey, dış dünyanın değil, iç seslerinin değişmeye başlaması oluyor. Aynı trafik var. Aynı insanlar var. Aynı hayat devam ediyor. Ama kişi artık olaylara farklı bir yerden bakıyor. Tepki vermek yerine cevap vermeyi seçiyor. Yakınmak yerine çözüm arıyor. Suçlamak yerine sorumluluk alıyor.
İşte asıl özgürlük burada başlıyor.
Çünkü huzur, sorunların tamamen bitmesi değildir. Sorunlarla kurduğumuz ilişkinin değişmesidir.
Şikâyet eden zihin sürekli geçmişte ya da gelecektedir. “Neden oldu?” ya da “Ya olursa?” sorularının arasında sıkışır. Çözüm odaklı zihin ise tek bir soruyla ilerler: “Şimdi ne yapabilirim?”
Bu soru insanı güçsüzlükten çıkarır, kendi merkezine taşır.
Belki de bu hafta kendimize küçük bir gözlem yapabiliriz.
Bir olay olduğunda hemen şikâyete mi gidiyorum?
Yoksa bir nefes alıp, “Burada benim değiştirebileceğim ne var?” diye mi soruyorum?
Çünkü hayatımızın kalitesini yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlam belirliyor.
Şikâyet kuyusunun en tehlikeli yanı, insanın orayı ev sanmasıdır.
Oysa hepimizin içinde o kuyudan çıkacak bir merdiven var.
O merdivenin ilk basamağı ise farkındalık.
İkinci basamağı kabul.
Üçüncü basamağı ise çözüm odaklı bakış.
Yukarı çıktıkça manzara değişmez belki…
Ama onu seyreden insan değişir.
Ve bazen değişen tek şey, bütün hayatı değiştirmeye yeter.















