
O sabah telefonuna “İyi misin?” mesajı düşen, sonra cevap alamayan binlerce insan vardı. Enkaz başında bekleyenler vardı. Günlerce yakınından bir haber almayı bekleyenler. Bir apartman çöktüğünde sadece beton yıkılmıyor; bir aile tarihi, bir çocukluk, bir gelecek de yok oluyor.
Resmi kayıtlara göre 230 binden fazla bina yıkıldı ya da ağır hasar aldı. Milyonlarca insan evsiz kaldı. Hatay’da, Adıyaman’da, Kahramanmaraş’ta bazı mahalleler haritadan silindi. Antakya’nın yıllardır ayakta duran tarihi sokakları birkaç saniye içinde yok oldu. Bu, sadece bir deprem değildi; şehirlerin hafızası da çöktü.
Ekonomik kaybın 100 milyar doların üzerinde olduğu açıklandı. Ama bu rakamların gündelik hayattaki karşılığı daha basit: İşini kaybeden esnaf, okulunu kaybeden öğrenci, tarlasını kaybeden çiftçi. Konteynerde geçen yıllar.
İlk günlerde büyük bir dayanışma vardı. Türkiye’nin hatta dünyanın dört bir yanından insanlar yardıma koştu. Arama kurtarma ekipleri günlerce uyumadan çalıştı. Enkazdan sağ çıkarılan her insan için herkes aynı sevinci yaşadı. Ama zaman geçtikçe gündem değişti. Hayat başka konulara kaydı. Deprem bölgesinde ise hayat hâlâ 6 Şubat 2023 saat 04.17’de donmuş gibi.
Türkiye bir deprem ülkesi. Bunu artık tartışmıyoruz. Bilim insanları fay hatlarını, riskli bölgeleri yıllardır anlatıyor. O yüzden mesele deprem olup olmayacağı değil. Mesele şu: Aynı acıyı tekrar yaşamamak için gerçekten ne değişti?
Daha sağlam binalar yapılıyor mu? Denetimler gerçekten sıkı mı? Riskli yapı stoğu ne kadar dönüştürüldü? Afet anında koordinasyon daha güçlü mü olacak? Bunları konuşmadan sadece anma mesajları paylaşmak, eksik bir yüzleşme olur.
6 Şubat’ta hayatını kaybedenleri geri getiremeyiz. Ama onların ardından yapılması gerekenleri yapmazsak, o kayıplar sadece bir istatistik olarak kalır. Asıl tehlike burada.
Unutmak rahatlatır. İnsan zihni kendini korumak ister. Ama toplumlar unutursa bedel ağır olur. Çünkü deprem bir doğa olayıdır; felakete dönüşmesi ise insanın tercihleriyle ilgilidir.
Bir daha aynı cümleleri yazmamak için hatırlamak zorundayız.





