
Sorun fazla çalışmak kadar, biraz da hiç duramamak.
Teknoloji üretirken aynı anda birçok şeye maruz kalırız: sürekli değişen araçlar, hızla güncellenen bilgiler, öğrenilmesi gereken yeni diller, sistemler, platformlar. Bugün bildiğiniz şey yarın “eski” olabilir. Bu durum, özellikle teknoloji profesyonellerinde kronik bir geri kalma kaygısı yaratır. Fiziksel yorgunluk çoğu zaman ikinci plandadır; asıl tükenme zihinseldir.
Tükenmişlik teknoloji alanında genellikle performans düşüşüyle değil, duygusal uzaklaşmayla başlar. İşini seven, meraklı ve üretken kişiler zamanla otomatik pilota geçer. Yaratıcılık azalır, dikkat dağılır, yapılan iş anlamını yitirir. Ancak dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür. Çünkü işler hâlâ teslim ediliyordur, sistem çalışıyordur.
Dijital çalışma ortamları bu durumu daha da görünmez kılar. Slack mesajları, e-postalar, task listeleri ve toplantılar arasında zihnin gerçekten dinlenebileceği bir boşluk kalmaz. Sürekli bölünen dikkat, beynin derin odaklanma kapasitesini aşındırır. Bu da uzun vadede hem üretkenliği hem de iş tatminini düşürür.
Uzaktan ve hibrit çalışma modelleri ise sınırları daha da belirsizleştirmiştir. Ofis eve taşınmış, mesai saatleri esnemiştir. Çoğu teknoloji çalışanı için “çevrimdışı olmak” neredeyse suçluluk duygusu yaratır. Oysa insan beyni 7/24 açık kalacak şekilde tasarlanmamıştır.
Bir diğer önemli konu da sürekli ölçülme hissidir. Veriler, raporlar, metrikler… Her şey sayılara dökülürken, insanın içsel motivasyonu ve ruh hali gözden kaçar. Sürekli izlenen ve değerlendirilen birey, zamanla risk almaktan ve yaratıcı düşünmekten kaçınır. Bu da tükenmişliği derinleştirir.
Teknoloji, hayatı kolaylaştırmak için vardır; insanı tüketmek için değil. Ancak hız, belirsizlik ve sürekli değişim bir araya geldiğinde, tükenmişlik kaçınılmaz hale gelir. Bu nedenle teknoloji dünyasında asıl mesele daha hızlı olmak değil, daha sürdürülebilir kalabilmektir. Aksi halde en parlak zihinler bile sessizce devre dışı kalır.





