
Sotomo araştırma enstitüsünün hazırladığı ve yaklaşık 35 bin kiracının katıldığı çalışmaya göre, katılımcıların neredeyse yüzde 40’ı gelirlerinin yüzde 30’undan fazlasını kiraya ayırıyor. Uzmanlara göre bu oran kritik bir eşik olarak kabul ediliyor ve aşılması durumunda diğer temel ihtiyaçlar için bütçe daralıyor.
Araştırma, sorunun sadece belirli kesimlerle sınırlı olmadığını da gösteriyor. Ülke genelinde kira yükü yaygın şekilde hissedilirken, özellikle yalnız yaşayan kadınlar ile 55 yaş üzerindeki bireylerin gelirlerine kıyasla daha yüksek kira ödediği dikkat çekiyor. Hatta her 20 kişiden biri, gelirinin yarısından fazlasını kiraya vermek zorunda kaldığını belirtiyor.
Artan kira baskısına rağmen kiracıların büyük bölümü haklarını aramaktan kaçınıyor. Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 70’i ev sahipleriyle sorun yaşadığını ifade ederken, çok azı resmi yollara başvuruyor. Özellikle başlangıç kira bedeline itiraz edenlerin oranı oldukça düşük.
Uzmanlar bu durumu, kiracı ile ev sahibi arasındaki güç dengesizliğine bağlıyor. Son yıllarda konut arzının daralmasıyla birlikte kiracılar, sözleşmelerini riske atmaktan çekiniyor. Evini kaybetme ve yeni bir konut bulamama korkusu, birçok kişinin sessiz kalmasına neden oluyor.
Ayrıca referans faiz oranlarının düşmesine rağmen kiracıların önemli bir kısmının kira indirimi talep etmemesi de dikkat çekiyor. Bunun en büyük nedeni, ev sahibiyle sorun yaşamaktan kaçınma isteği olarak gösteriliyor.
Kiracı örgütleri ise çözüm için daha fazla devlet müdahalesi talep ediyor. Öneriler arasında kira bedellerinin düzenli olarak denetlenmesi ve faiz oranlarına bağlı indirimlerin otomatik olarak kiracılara yansıtılması yer alıyor.
Tüm veriler, İsviçre’de konut krizinin yalnızca fiyat artışıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Aynı zamanda kiracıların kendilerini güvende hissetmemesi ve haklarını kullanamaması, sorunun sosyal boyutunu daha da derinleştiriyor.




