
Federal makamlar adına hazırlanan yeni bir araştırma, yaşlı sürücülerin araç kullanma yeterliliğinin kantondan kantona farklı şekilde değerlendirilmesini eleştiriyor. Raporda, İsviçre genelinde daha açık ve ortak kurallara ihtiyaç olduğu belirtiliyor.
Yaş ilerledikçe kaza riski artıyor
Federal İstatistik Dairesi’nin verilerine göre, kat edilen kilometre başına bakıldığında 80 yaş üzerindeki sürücüler, kendilerinin veya başkalarının zarar gördüğü kazalara en sık neden olan grup olarak öne çıkıyor.
Son on yıllık verilere bakıldığında, 75 yaş üzerindeki sürücülerin neden olduğu kazaların arttığı görülüyor. Buna karşılık tüm yaş grupları genelinde kaza sayısında düşüş yaşanıyor.
2025 yılında 75 yaş üzerindeki sürücülerin karıştığı kazalarda en sık görülen nedenler arasında anlık dikkatsizlik, dikkatsiz geri manevra ve geçiş hakkına uymama yer aldı.
Aynı yıl 75 yaş üzerindeki 7659 kişinin ehliyetine el konuldu. Bu sayı, bir önceki yıla göre yüzde 8 artış anlamına geliyor.
Ehliyeti kaybetmek özgürlük kaybı gibi görülüyor
Uzmanlara göre yaşlı sürücüler için ehliyet yalnızca bir belge değil, aynı zamanda bağımsızlık ve özgürlük anlamına geliyor. Bu nedenle araç kullanma yeterliliği konusu aile içinde gündeme geldiğinde duygusal tepkiler ortaya çıkabiliyor.
Yaşlılık alanında çalışan Pro Senectute’nin sözcüsü Peter Burri Follath, özellikle 80 yaş üzerindeki kuşağın otomobilin sunduğu özgürlük duygusuyla büyüdüğünü belirtiyor. Bu nedenle araç kullanamamak, birçok kişi için günlük yaşamda ciddi bir kısıtlama olarak hissediliyor.
Ehliyetin kaybedilmesi, alışveriş yapmaktan doktora gitmeye, arkadaş ziyaretlerinden günlük işlere kadar birçok alanda bağımlılığı artırabiliyor. Kişi bir anda toplu taşımaya, aile bireylerine veya dış yardıma daha fazla ihtiyaç duymaya başlayabiliyor.
Aileler konuyu nasıl açmalı?
Uzmanlara göre aile bireyleri, anne veya babalarının trafikte zorlandığını fark ettiklerinde bu konuyu görmezden gelmemeli. Ancak konuşmanın dili büyük önem taşıyor.
Peter Burri Follath, konunun kesinlikle buyurgan veya suçlayıcı bir dille açılmaması gerektiğini söylüyor. Ona göre aileler, “Artık araba kullanmamalısın” demek yerine, soru soran ve anlamaya çalışan bir yaklaşım benimsemeli.
Bu konu tek bir konuşmayla çözülebilecek bir mesele değil. Uzmanlara göre süreç içinde ele alınmalı, yaşlı kişinin korkuları dinlenmeli ve araçsız bir yaşam için olası çözümler birlikte düşünülmeli.
Araçsız yaşam için alternatifler önceden konuşulmalı
Yaşlı sürücüler için en zor noktalardan biri, araç kullanmayı bıraktıktan sonra günlük hayatın nasıl sürdürüleceği sorusu oluyor. Bu nedenle ailelerin yalnızca sorunu dile getirmesi değil, aynı zamanda çözüm yolları sunması da önemli.
Toplu taşıma, taksi hizmetleri, belediyelerin yaşlılara yönelik ulaşım destekleri, alışveriş yardımları, komşu veya aile desteği gibi seçenekler önceden planlanabilir.
Uzmanlar, yaşlı kişilerin henüz araç kullanabilir durumdayken bile gelecekte ehliyetsiz bir yaşama nasıl uyum sağlayabileceklerini düşünmelerini öneriyor.
Sürüş dersi ve sağlık kontrolleri öneriliyor
Pro Senectute, yaşlı sürücülerin zaman zaman bir sürüş eğitmeniyle deneme dersi yapmasını tavsiye ediyor. Böyle bir ders, kişinin trafikteki güçlü ve zayıf yönlerini daha iyi görmesine yardımcı olabilir.
Ayrıca yaşlı sürücüler için yapılan tıbbi araç kullanma yeterliliği kontrollerinin ciddiye alınması gerektiği vurgulanıyor. Bu kontroller, yalnızca resmi bir zorunluluk değil, kişinin kendi güvenliği ve trafikteki diğer insanların güvenliği açısından da önemli görülüyor.
Kantonlar arasında farklı uygulamalar eleştiriliyor
İsviçre’de yaşlı sürücülerin araç kullanma yeterliliği bugün kantonlara göre farklı şekillerde değerlendirilebiliyor. Yeni araştırma, bu durumun ülke genelinde eşitsizlik ve belirsizlik yarattığını savunuyor.
Uzmanlara göre yaşlı sürücüler için daha açık, anlaşılır ve tüm İsviçre’de geçerli ortak kurallar belirlenmesi gerekiyor. Böylece hem yaşlıların hakları korunabilir hem de trafik güvenliği daha etkili şekilde sağlanabilir.
Yaşlılıkta araç kullanımı, yalnızca trafik güvenliği meselesi değil, aynı zamanda bağımsızlık, aile ilişkileri ve yaşam kalitesiyle doğrudan bağlantılı bir konu olarak değerlendiriliyor.








