
Kişisel mutluluk yüksek, toplumsal güven düşük
Katılımcıların çoğu kendi yaşamlarını stabil, yönetilebilir ve tatmin edici olarak değerlendiriyor. Yaklaşık yarısı “oldukça” ya da “çok” mutlu olduğunu söylüyor. Buna karşın, toplumsal durum, siyaset ve küresel barış konularında belirgin bir huzursuzluk var. Sosyal güven, toplumsal aidiyet ve başkalarına duyulan güven gibi göstergeler, kişisel mutluluğun oldukça gerisinde kalıyor.
Gençler en umutsuz grup
Araştırma, 18–29 yaş grubunun umut, güven ve toplumsal etki hissi açısından en düşük değerlere sahip olduğunu gösteriyor. Gençler kendilerini daha sık güvensiz hissediyor, geleceğe daha az güven duyuyor ve toplumsal katkılarının sınırlı olduğunu düşünüyor. Yine de genel olarak toplumun çoğunluğu kendisini dayanıklı ve temelde umutlu olarak tanımlıyor. Ancak uzun yıllara yayılan trend hafif bir düşüşe işaret ediyor.
64%: İsviçre’nin yaşam kalitesi düşecek
Katılımcıların yüzde 64’ü, İsviçre’de yaşam kalitesinin önümüzdeki 20 yılda kötüleşeceğine inanıyor. Bu karamsarlık tüm yaş gruplarında görülüyor; yalnızca 70 yaş üzeri kişilerde biraz daha iyimser bir tablo var.
Küresel beklentiler: Kriz senaryoları baskın
Dünya genelinde de beklentiler olumsuz: Çoğunluk, geleceği çatışmalar, çevresel bozulma, hastalıklar ve siyasi istikrarsızlık gibi krizlerle dolu bir dönem olarak görüyor. Teknolojik ilerlemenin sürdürülebilirlik ve barış getireceğine inananların oranı ise belirgin şekilde düşük. Gelecek, bir “ilerleme dönemi”nden çok zarar kontrolü dönemi olarak algılanıyor.
Sürdürülebilirlik isteniyor, fakat fedakârlık yok
Katılımcıların büyük bölümü daha yeşil, sosyal ve dayanışmacı bir toplum istiyor. Ancak bu ideal, kendi yaşam tarzında değişiklik yapma isteğine pek yansımıyor. Ulaşım, beslenme veya konut gibi alanlarda fedakârlık yapma eğilimi düşük.
Klimaschutz: Ekonomi öncelikli
İklim politikalarında çoğunluk, ekonomik rekabet gücünün korunmasını, iddialı iklim hedeflerine tercih ediyor. İsviçre’nin ekonomik bedeli yüksek bir öncü rol üstlenmesine sıcak bakılmıyor. Bunun yerine, diğer ülkelerle uyumlu, ölçülü ve rekabeti gözeten bir iklim politikası tercih ediliyor.
Siyasete ve kurumlara duyulan güven düşük olsa da, bireylerin kendi etkilerine olan inancı yüksek. Yani insanlar, sistemden çok kendi bireysel katkılarına güveniyor; fakat günlük yaşamda köklü değişikliklere direnç gösteriyor.







