
Araştırma, Beobachter dergisi adına GFS Bern tarafından gerçekleştirildi.
Yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı ankette, katılımcıların üçte biri sistemin “pek adil olmadığını” belirtirken, yüzde 18’i ise “hiç adil olmadığını” ifade etti. İki yıl önce yapılan bir önceki araştırmaya kıyasla memnuniyetsizliğin belirgin şekilde arttığı dikkat çekti.
Gelir düzeyi adalet algısını belirliyor
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, adalet algısının büyük ölçüde gelir seviyesine bağlı olması oldu. Ankete göre, yüksek gelir grubunda yer alan kişilerin yaklaşık üçte ikisi mevcut sistemi adil bulurken, düşük gelir grubunda bu oran tersine dönüyor. Düşük gelirli bireylerin dörtte üçü sistemin adil işlemediğini düşünüyor.
Araştırmayı değerlendiren Cloé Jans, toplumda giderek derinleşen bir ekonomik ayrışmaya işaret etti. Jans’a göre, artan yaşam maliyetleri – kira, sağlık sigortası primleri ve emeklilik sistemi gibi alanlar – bireylerin adalet algısını doğrudan etkiliyor. İnsanlar artık çaba gösterdiklerinde refaha ulaşabileceklerine daha az inanıyor.
Artan maliyetler ve adalete erişim kaygısı
Ankette öne çıkan bir diğer önemli konu ise adalete erişim maliyetleri oldu. Katılımcıların yüzde 81’i, dava ve avukat ücretlerinin yüksekliğinden endişe duyduğunu belirtti. Bu durum, giderek daha fazla kişinin “adaletin parayla satın alınabildiği” düşüncesine kapılmasına yol açıyor.
Uzmanlara göre bu algı, yalnızca ekonomik eşitsizlikten değil, aynı zamanda artan yaşam giderleri ve büyük kamu harcamalarına ilişkin tartışmalardan da besleniyor. Hem bireysel bütçeler üzerindeki baskı hem de siyasi düzeyde milyarlarca franklık projeler, toplumdaki gerilimi artırıyor.
Devlete güven tamamen kaybolmuş değil
Tüm olumsuz tabloya rağmen araştırma, İsviçre’de devletin temel yapısına olan güvenin büyük ölçüde korunduğunu da ortaya koyuyor. Toplumda yoğun tartışmalar yaşansa da, demokrasi, özgürlük ve eğitim gibi temel değerler etrafında ortak bir zeminin hâlâ güçlü olduğu belirtiliyor.
Bu durum, ülkede artan eşitsizlik algısına rağmen sistemin tamamen sorgulanmadığını, ancak ciddi bir güven erozyonunun başladığını gösteriyor.








