
BM ise kararın geçici olarak durdurulmasını istedi. Ancak kanton yetkilileri bu talebe uymak istemiyor.
Bu olay, İsviçre’nin uluslararası alanda ne kadar sık BM’ye şikâyet edildiğini de yeniden gündeme getirdi. Güncel verilere göre İsviçre, BM nezdinde yapılan başvurular açısından dünyada ikinci sırada yer alıyor. İlk sırada Belarus bulunurken, özellikle işkenceye karşı BM komitesi önünde İsviçre birinci sırada. Son yıllarda bu alanda 130’dan fazla şikâyet dosyası incelendi.
Ancak uzmanlara göre bu tablo, İsviçre’de sistematik insan hakları ihlalleri olduğu anlamına gelmiyor. Şikâyetlerin büyük bölümünün, sınır dışı edilmek istenen sığınmacılar tarafından yapıldığı belirtiliyor. Bu kişiler, BM’ye başvurarak ülkeden çıkarılmalarını geciktirmeye veya engellemeye çalışıyor.
İsviçre’de bireylerin doğrudan BM’ye başvurabilmesi ve bu süreçte güçlü sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenmesi de dikkat çekiyor. Ülkede çok sayıda insan hakları odaklı sivil toplum kuruluşu ve hukuk uzmanı bulunması, başvuru sayısını artıran önemli bir faktör olarak görülüyor. Uzmanlar, BM kararlarının İsviçre’de ciddiye alınmasının da bu başvuruları teşvik ettiğini vurguluyor.
Öte yandan, BM’nin geçici tedbir kararlarının bağlayıcı olup olmadığı konusu tartışmalı. BM bu kararların uluslararası hukuk gereği uygulanması gerektiğini savunurken, İsviçre’deki bazı hukukçular bunun kesin olmadığını belirtiyor.
Yaşanan gelişmeler, İsviçre’de ulusal hukuk ile uluslararası kurumlar arasındaki sınırların yeniden tartışılmasına yol açtı. Siyasetçiler, BM’nin İsviçre yargı kararlarına ne ölçüde müdahale edebileceği konusunda daha net kurallar belirlenmesini talep ediyor.




