
Hükümete göre İsviçre’nin Atomwaffenverbotsvertrag (nükleer silahların yasaklanması anlaşması) kapsamına katılması pratikten çok sembolik bir adım olacak. Yetkililer, bu anlaşmanın Batılı ülkeler ve nükleer güçler tarafından desteklenmemesinin etkisini sınırladığını savunuyor.
Ayrıca hükümet, böyle bir adımın İsviçre’nin güvenliğini zayıflatabileceğini düşünüyor. Çünkü ülkenin en önemli güvenlik ortaklarının büyük bölümü bu anlaşmayı reddediyor ve hiçbir nükleer güç bu sözleşmeye taraf değil.
Bu nedenle Federal Konsey, halk girişimini yalnızca reddetmekle kalmayıp herhangi bir karşı öneri (alternatif yasa değişikliği) sunmama kararı aldı.
Girişim, Aralık 2025’te sol partiler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan bir ittifak tarafından başlatıldı. Amaç, İsviçre’nin Birleşmiş Milletler çatısı altında hazırlanan nükleer silah yasağı anlaşmasına katılımını anayasal bir zorunluluk haline getirmek.
Söz konusu anlaşma 2017 yılında müzakere edilmiş ve 2021’de yürürlüğe girmişti. Bugüne kadar yaklaşık 70’ten fazla ülke anlaşmaya katıldı. Ancak nükleer silaha sahip ülkeler ve onların müttefikleri anlaşmanın dışında kalmaya devam ediyor.
Girişimi destekleyenler ise İsviçre’nin insani sorumluluğuna dikkat çekiyor. Onlara göre ülke, tarafsızlık ve barış politikasıyla uyumlu şekilde nükleer silahların tamamen yasaklanmasını desteklemeli.
Kamuoyu yoklamaları da dikkat çekici. 2025 sonunda yapılan bir ankete göre İsviçre halkının yaklaşık yüzde 70’i bu anlaşmaya katılımı destekliyor.
Önümüzdeki süreçte İsviçre Parlamentosu’nun konuyu ele alması ve ardından halk oylamasına gidilmesi bekleniyor. Tartışmanın merkezinde ise yine klasik soru yer alıyor:
İlkesel duruş mu, yoksa güvenlik çıkarları mı?




