
Enflasyondaki yükselişin ana nedeni enerji fiyatları oldu. Şubat ayında düşüşte olan enerji kalemi, savaşın ardından hızla yükselerek yıllık bazda yüzde 4,9’a çıktı. Özellikle petrol fiyatlarının 110 doların üzerine çıkması ve doğal gazın yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 80 artması bu tabloyu belirledi.
Buna karşın önemli bir detay dikkat çekiyor: enerji ve gıda gibi kalemler hariç tutulduğunda ölçülen çekirdek enflasyon aslında hafif geriledi. Bu da fiyat baskısının henüz tüm ekonomiye yayılmadığını gösteriyor.
Bu gelişmeler, Avrupa Merkez Bankası (ECB) için kritik bir karar sürecini beraberinde getiriyor. Banka, bir yandan enflasyonu kontrol altına almak zorunda, diğer yandan ekonomik büyümeyi fazla baskılamak istemiyor.
ECB Başkanı Christine Lagarde, enflasyonda hedefin aşılmasının müdahale gerektirebileceğini kabul ederken, kararların verilere göre alınacağını vurguladı. Yani banka henüz aceleci davranmak istemiyor.
Ekonomistler ise ikiye bölünmüş durumda. Bazıları enerji şokunun geçici olduğunu ve hemen faiz artırımı gerektirmediğini savunuyor. Diğerleri ise beklentilerin bozulmasını önlemek için erken adım atılması gerektiğini düşünüyor.
Piyasa beklentileri de bu belirsizliği yansıtıyor. Nisan ayında faiz artışı ihtimali düşük görülürken, yaz aylarına doğru özellikle haziran ve temmuzda faiz artışı olasılığı oldukça yükselmiş durumda.
Euro Bölgesi içinde enflasyonun etkisi de eşit dağılmıyor. Hırvatistan ve Litvanya gibi ülkelerde oranlar yüzde 4’ün üzerine çıkarken, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde daha düşük seviyelerde kalıyor. Bu fark, ülkelerin enerjiye bağımlılığı ve fiyat düzenleme politikalarından kaynaklanıyor.
Genel tabloya bakıldığında, Avrupa ekonomisi yeniden tanıdık bir ikilemle karşı karşıya:
Enflasyonla mücadele mi, yoksa ekonomik büyümeyi koruma mı?
Şimdilik ECB “bekle-gör” yaklaşımını sürdürüyor. Ancak enerji fiyatları yüksek kalır ve enflasyon yayılmaya başlarsa, faiz artırımı kaçınılmaz hale gelebilir.




