
Bu mekanizma, AB içinde karbon fiyatı ödeyen şirketlerin rekabet dezavantajını ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Ancak uygulama, uluslararası alanda sert eleştiriler alırken, İsviçre’nin nasıl bir yol izleyeceği de giderek daha kritik bir soru hâline geliyor.
AB neden CBAM’ı uygulamaya koyuyor?
AB, iklim hedeflerine ulaşmak için yıllardır Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) sıkılaştırıyor. Bu sistemde karbon salımı yapan her şirket, atmosfere saldığı CO₂ için bir sertifika satın almak zorunda. Uzun süre boyunca birçok sektör ücretsiz sertifikalardan yararlanmıştı; ancak AB artık bu muafiyetleri aşamalı olarak kaldırıyor.
Bu durum, AB içindeki üreticilerin maliyetlerini artırırken, karbon fiyatı olmayan ülkelerden gelen ürünlerin daha ucuz hâle gelmesine yol açıyor. CBAM tam da bu noktada devreye giriyor: AB, karbon fiyatı olmayan ülkelerden gelen ürünlere sınırda ek bir karbon ücreti uygulayarak rekabeti eşitlemeyi hedefliyor.
İlk etapta çimento, çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi karbon yoğun sektörler kapsamda.
Uluslararası tepki: Çin ve Hindistan “korumacılık” diyor
CBAM, özellikle Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ekonomiler tarafından “yeşil korumacılık” olarak nitelendiriliyor. Bu ülkeler, AB’nin iklim politikalarını ticaret politikasıyla birleştirerek kendi sanayilerini koruduğunu savunuyor.
Brezilya’daki son BM İklim Konferansı’nda bu ülkeler, AB’den çeşitli tavizler talep etti. AB ise CBAM’ın bir gümrük vergisi olmadığını, yalnızca AB içi üreticilerle ithalatçıları aynı karbon maliyetine tabi tuttuğunu savunuyor. MIT’den enerji ekonomisi profesörü Catherine Wolfram da bu görüşü destekliyor.
Bununla birlikte AB, gelişmekte olan ülkelerin AB ile aynı karbon fiyatını uygulamasını zorunlu tutmayacağını belirterek diplomatik esneklik sinyali veriyor.
CBAM’ın hedefleri gerçekçi mi?
CBAM’ın tam etkisinin görülmesi için zaman gerekiyor. Mekanizma 2035’e kadar kademeli olarak uygulanacak ve ancak bu tarihten sonra tam işlevsel hâle gelecek. Bu nedenle karbon emisyonlarının ne ölçüde azalacağı henüz belirsiz.
Buna rağmen CBAM’ın dolaylı etkileri şimdiden hissediliyor. Çin ve Türkiye gibi ülkeler, AB pazarına erişimi kaybetmemek için kendi emisyon ticaret sistemlerini kurdu. Türkiye, ETS sistemini açıkça CBAM’a uyum amacıyla devreye aldığını belirtiyor. Bu durum, AB’nin küresel iklim politikalarında belirleyici bir güç hâline geldiğini gösteriyor.
İsviçre CBAM uygulamıyor – sonuçları ne olabilir?
İsviçre, 2020 yılında kendi Emisyon Ticaret Sistemi’ni AB’nin ETS sistemiyle resmen bağladı. Bu nedenle İsviçre’deki karbon fiyatı AB ile paralel şekilde artacak ve ücretsiz sertifikalar zamanla azalacak.
Ancak İsviçre, AB’nin aksine kendi sınır karbon mekanizmasını uygulamıyor. Bu durum, özellikle çimento, çelik ve kimya gibi karbon yoğun sektörlerde rekabet baskısı yaratıyor. Holcim gibi şirketler yıllardır federal hükümete çağrıda bulunuyor: “AB CBAM uygularken İsviçre’nin uygulamaması, yerli üreticiyi dezavantajlı duruma düşürür.”
Siyasi olarak da konu giderek daha fazla destek buluyor. Sol–Yeşil partilerden Merkez’e kadar geniş bir yelpaze, İsviçre’nin kendi CBAM modelini geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Ulusal Meclis, kısa süre önce Federal Konsey’den bu konuda bir temel çalışma hazırlamasını talep eden bir önergeyi kabul etti.
İsviçre için kritik soru: Rekabet mi, iklim mi?
İsviçre’nin önünde iki temel risk bulunuyor:
- Rekabet riski: AB’de karbon fiyatı artarken, İsviçre’de karbon fiyatı ödeyen üreticiler, karbon fiyatı olmayan ülkelerden gelen daha ucuz ithalatla karşı karşıya kalabilir.
- İklim politikası riski: İsviçre CBAM uygulamazsa, karbon yoğun üretimin ülke dışına kayması (carbon leakage) hızlanabilir.
Bu nedenle İsviçre’nin önümüzdeki dönemde AB ile uyumlu bir mekanizma geliştirmesi bekleniyor. Aksi hâlde hem sanayi hem de iklim hedefleri zarar görebilir.







