Gezi Rehberi

Bir Alman masalı: Heidelberg

Bir kartpostalda gezindiğinizi hissettiren Heidelberg, kalesi, doğası ve üniversitesinin verdiği enerjiyle ezberleri bozacak nitelikte güzel ve özel bir masal diyarı.

Tarihi Antik Roma’ya dayanan, Almanya’nın güney batısında, Goethe’nin ideal şehir diye tanımladığı bu yalnız ama romantik şehri gezerken yüzünüze gülümseme, ruhunuza huzur yansıyor. Hele ki Heidelberg’in turistlerin sık tercih ettiği diğer Avrupa şehirlerine göre çok daha ucuz bir yer olduğunu fark edince, bu huzur, elbet, pekişiyor.

Ana cadde Haupstrasse

Heidelberg ’in en kalabalık yeri olan Altstadt’tan (eski şehir) başlıyoruz önce bu şehri gezmeye. Uzunluğu 1,5 km olan ve Avrupa’nın yayalar için ayrılmış en uzun caddesi unvanına sahip olan Haupstrasse’de küçüklü büyüklü sevimli mağazalar yürürken size eşlik ediyor.

Bu upuzun caddede yürümek gezginleri zinde ve enerjik hissettiriyor; çünkü uzun duvarlı bir labirentteymişsiniz gibi hissettirmiyor. İki-üç katlı renk renk binalar, şubat ayında bile havanın yumuşaklığı ve Avrupa’nın her yerinden gelmiş çeşitli insanların kalabalığı insanın içini ısıtıyor ve bir kartpostaldan geçiyormuşsunuz hissini sizlerin deneyimine sunuyor.

Heidelberg’in meydanı Markplatz

Markplatz şehirdeki önemli buluşma meydanlarından birisi. Sanki Hauptstrasse’nin meydan olan hali gibi.

Gezerken 1346 yılında kurulan ve bu yüzden Almanya’nın en eski üniversitesi unvanına sahip olan Heidelberg Üniversitesi’nin çeşitli bölüm, yemekhane, kütüphane binaları da sürekli karşınıza çıkar. Bu anlamda kendinizi bir şehrin içinde değil de kocaman bir kampüsün içinde gibi hissetmeniz mümkün.

Bir diğer görülmesi gereken şey ise şehrin en ünlü yapısı ve boyutu sayesinde görülmemesi imkansız olan Heiliggeistkirche (Kutsal Ruh Kilisesi).

Düzeni bozan öğrencilerin hapishanesi

Bu şehrin ortasında eskiden olay çıkaran ya da düzeni bozan öğrencilerin atıldığı bir hapishane var (Studentenkarzer). Bu öğrencilerin sadece derse gitmelerine izin veriliyormuş ve geri kalan saatlerini cezaları dolana kadar bu hapishanede geçiriyorlarmış. Eğer vaktiniz varsa görülmesi gereken yerlerden.

Heidelberg Sarayı

Şehrin görülmesi olmazsa olmaz yerlerden biri de Heidelberg Sarayı. Yükseklere kurulmuş bu saraya arabayla ya da yürüyerek çıkabildiğiniz gibi, tramvayla da çıkabiliyorsunuz ve hatta sarayın içini gezmek için aldığınız bilet aynı zamanda bu tramvay için de kullanılıyor.

Tramvayın üç durağı var. İlki en altta bulunan biniş durağınız. İkinci durak ise Rönesans’ın en önemli eserlerinden biri kabul edilen Schloss Heidelberg, yani Heidelberg Sarayı.

Saraya çıktığınızda öncelikle çok görkemli ve büyük bir yapının karşısında duruyor olacaksınız ve gözlerinizi kapatıp sarayın kullanıldığı yıllara geri dönerek oradaki hayatı hayalinizde canlandırabileceksiniz. 1600’lü yılların sonunda Fransızların saldırısına uğradığı için sarayda birtakım tahribatlar olmuş; örneğin bir kalenin yarısı tamamen yıkılmış. Goethe’nin çizdiği ünlü resimdeki kale de bu kaledir.

Sarayda bir ecza müzesi

Sarayın içinde Alman Eczane Müzesi (Deutsches Apothekes Museum) ve çok büyük bir bira fıçısı (Grosses Fass) bulunmaktadır. O yıllardan geriye kalan eczacılık malzemelerinin sergilendiği bu müzeyi görünce Heidelberg Üniversitesi’nin Almanya’da tıp ve eczacılık bölümlerinde neden ilk sırada olduğu anlam kazanıyor.

Tramvaydaki üçüncü ve son durak ise sarayı gezdikten sonra şehri tepeden görmek isteyenler için. Oraya da çıkıp bol bol fotoğraf çektirmeyi ve “Wege der Romantik” (romantik şehir) denilen, Unesco tarafından Dünya İnsanlık Mirası listesine alınmış bu şehri izlemeyi unutmayın.

2. Dünya Savaşı’nda bombalanmış

Heidelberg’i tepeden izlerken şehri ikiye bölen Neckar nehrinin üstüne kurulu bir köprü dikkatinizi çekecek. Bu köprü 1248 yılında yapılan Carl-Theodor köprüsü. Yayalar için olan bu köprü 2. Dünya Savaşı sırasında bombalanıp ağır tahribat görmüş olsa da daha sonra insanların para toplamasıyla onarılıp tekrar hizmete açılmış.

Yemek konusunda ise çok çeşitli alternatifleriniz var. Farklı bir şeyler denemek istemezseniz şehrin ünlü caddesinde Türk lokantası da mevcut. Kısıtlı bütçeyle gidenlere ise Heidelberg üniversitesinin yemekhanelerine bir göz atmak isteyebilirler.

Heidelberg’i gezmek için bir gün yeterli ama daha fazla kalmak isterseniz konaklayacak yer bulmak sanılanın aksine çok da zor değil. Şehrin her yerinde oteller mevcut. Eğer Interrail yapıyorsanız, daha ucuz fiyata hosteller de bulabilirsiniz ya da tamamen bedava olan couchsurfing uygulamasını deneyebilirsiniz.

Almanya’nın dışarıda yarattığı soğuk izlenimi ısıtacak, ormanlarıyla size nefes aldıracak ve sizi bir kartpostalın ya da tablonun içindeymişsinizcesine hissettirecek olan Heidelberg’i en kısa sürede görmeniz dileğiyle.

PUSULA SOSYAL MEDYA

Sosyal medyada da bizi takip edin!

PUSULA VİDEO HABER

Habersiz Kalmayın!
  • İsim Soyisim*full name
    0
  • Email*geçerli bir mail adresi giriniz
    1
  • 2